|
Istatistikler - |
| Online : 5 | | Bugün Tekil : 1700 | | Toplam Tekil : 546276 | | Toplam Haber : 65894 | |
|
Gerilim, tansiyon kime yarar? | | Bir gürültüdür kopuyor. Kim Amerikancı, kim değil? Kim Türkiye'yi satıyor, kim sattırmıyor?
Çankaya'ya nasıl çıkılır, nasıl çıkılmaz? Eşi türbanlı cumhurbaşkanı olur mu, olmaz mı? Çankaya'ya çıkmak için yüzde kaç oy sahibi olmak gerekir, gerekmez?
Kimi ak diyor, kimi kara.
Başbakan Erdoğan'ın Başkan Bush'la Beyaz Saray buluşmasından beri ortalık toz duman. Siyaset geriliyor, tansiyon yükseliyor. Öylesine bir kavga ortamı ki, özellikle CHP lideri Baykal'ın ağzı kulaklarında...
Oysa, hiç heyecan verici değil.
Siyaset sahnemizde böylesine itiş kakışlar çok yaşandı.
Ve hiçbirinin bu ülkeye herhangi bir hayrı dokunmadı. Tersine, istikrarsızlığı körükleyen bu tür her kavga Türkiye'den bir şeyler götürdü. Çünkü bu yüzden sorunlar birikti, reformlar rafa kaldırıldı.
1980'leri hatırlayın.
Özal'ın 'Amerikancılık'la suçlandığı yılları... Özal'ın yüzde 21.80'lik oyla cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini... İnat edilip seçilirse, Çankaya'dan nasıl indirileceğini...
Ne çok bağırılıp çağrılmıştı.
Sonra ne oldu?
Özal cumhurbaşkanı seçildi.
Kimse de onu oradan indiremedi.
Özal'ın Amerikancı damgası vurulan politikalarına gelince...
Başta Demirel olmak üzere ondan sonra gelen başbakanlar tarafından da aynen izlendi. Ama kavgalar devam etti. Özal-Demirel çatışması 1990'larda yerini Yılmaz-Çiller çatışmasına bıraktı.
Ancak bu kavgaların tümü, 1990'ların kayıp yıllar olmasını önleyemedi. Tam tersine çöküntüyü hızlandırdı.
Şimdi bundan sakınmak gerekiyor.
Türkiye'nin bu oyuna bir daha gelmekten özenle kaçınması lazım.
Türk-Amerikan ilişkileri ve dostluğu, Amerikancılık-anti-Amerikancılık eksenine oturtulamaz. Bu dostluk iki ülkenin ortak çıkarlarının ürünüdür. Ve bugün tek değil çok boyutlu olan bu ortak çıkar yapısı ağır basmaya devam ettiği içindir ki, Türkiye'yle Amerika birbirlerine ihtiyaç duyan iki dost ve müttefik ülkedir.
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Demirel, kendisiyle dün Başbakan Erdoğan'ın Washington ziyaretini değerlendirirken şöyle dedi:
"Bu dostluk bir süreçtir. İlle de bir alıp verme meselesi değildir. Sorunların bir kısmı çözülür, bir kısmı çözülmez. Önemli olan, Ankara'yla Washington arasında diyaloğun açık olmasıdır. Bu başlı başına önemli bir konudur."
Çankaya'ya gelince...
Cumhurbaşkanlığı seçimine daha var.
Şimdiden bu konuyu ısıtmaya kalkmanın, bildik tamtamları çalmanın bir yararı yok. Demokrasi dışı birtakım kötü alışkanlıkları kaşımakla Türkiye iyi bir yerlere gidemez. Geçmişin kavgaları buna örnektir.
Bugünkü parlamento, cumhurbaşkanını seçebilir mi?
Evet, seçer.
Engeli var mı?
Hayır, yok.
Eşi türbanlı olan kişi cumhurbaşkanı seçilebilir mi?
Evet, seçilir.
Eşi türbanlı olan Türkiye Cumhuriyeti'ne başbakan olabiliyorsa, cumhurbaşkanı neden olamasın?
Türban sorun mu?
Evet, sorun.
Peki, nasıl çözeceğiz?
Yasakla mı, uzlaşmayla mı? Yasaklarla bir yere varılamayacağını bugün geldiğimiz nokta gösteriyor. Tıpkı kavgalarla varamadığımız gibi...
Frene basmakta, gerilimi, tansiyonu düşürmekte herhalde yarar var.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
| |